Connect with us

Fotografium'dan

Fotoğrafçılar İçin Tüyolar

1. Amaç

Çekeceğiniz fotoğraf için teknik açıdan göz önüne alınacak birçok faktör olabilir. Vereceğiniz kararlar şartlara göre değişiklik gösterebilir. Ancak deklanşöre basmadan önce bir an olsun durup düşünmenin çok fayda sağlayacağı bir konu da ilgili fotoğrafı neden çekmek istediğinizdir.

Çekeceğiniz fotoğrafla ne iletmek istediğinizi düşünün. Neden o kareyi yakalamak sizin için önem arz ediyor?  Neden o kareyi başkalarıyla paylaşmak istiyorsunuz? Sizi takip edenler o kareyi gördüklerinde onların ne düşünmelerini, ne hissetmelerini istiyorsunuz?

Bu soruların cevabı elbette her zaman kolay değil. Bazen bu soruları düşünmeye vaktiniz bile olmayabilir. O AN’ı bir an için sezip deklanşöre basmışsınızdır. Ama böyle anlarda bile o kareyi neden çektiğinizi düşünün. Bu soruların cevabını pratik bir şekilde vermeye başlayınca, teknik açıdan da işinizin kolaylaştığını ve fotoğraflarınızın kalitesinin arttığını göreceksiniz. Çünkü bu cevaplar karelerinizle anlatacağınız hikayenin oluşumunda size fayda sağlayacak. Hikaye ise fotoğrafçılığın can damarıdır. Magnum gibi dünyanın en prestijli fotoğraf ajanslarında çalışan, dünyanın en prestijli fotoğraf yarışmalarını kazanan insanlar kareleriyle güzel hikayeler anlatabildikleri için itibar görürler.

Hikayeniz bol olsun!

Fotoğrafçılığa ilk başladığım zamanlarda menüdeki karmaşık rakamlar en büyük korkumdu. Hatta bazen çekeceğim konuyu bulur, açısını ayarlar, ayarlarını yapması için kamerayı arkadaşıma verirdim. Daha sonra defanstan topla çıkıp Madrid ceza sahasına tek başına yardıran Sabri cesaretiyle başına oturup iso nedir, deklanşör hızı nedir, diyafram ne işe yarar güzelce araştırdım. Ve hiç beklemediğim kadar kısa süre içinde olayı çözdüm.

Gözümü asıl korkutan rakamlardı. Ekrana baktığımda oradaki rakamların anlamını çözsem atom mühendisi olacakmışım gibi hissederdim. Zaten çoğu zaman da “Atom fiziğine de, profesörlüğe de lanet olsun!” deyip otomatik moda almışlığım vardır.

Fotoğrafçılıkta çok karmaşık ve teknik görünen birçok şey var ama ufak bir yardımla düğündüğünüzden daha kısa sürede hepsini öğrenebilirsiniz. Dolayısıyla teknik detaylardan korkmayın. Yakında kapsamlı ve detaylı içeriklerle ve basit bir üslupla size bu konuda yardımlarımızı sunacağız.

Cesur kalın!

Işık (1)

Işığın tek bir rengi yoktur. Kameranızdaki beyaz dengesi ayarlarının var oluş amacı da budur zaten. Peki neden kırmızı ayarı veya mavi ayarı yok da beyaz ayarı var? Çünkü beyaz tüm renklerin birleşimidir. Beyazı doğru algılayan bir kamera tüm renkleri doğru algılayacaktır. Kapalı bir alanda beyaz ayarı yaptıktan sonra açık alanda bir çekim yaparsanız renk uyumu açısından kalitesiz bir fotoğraf elde edeceksiniz.

Neyse, tekrar konumuza dönelim.  Işığın renklerini ve bu renklerin fotoğrafı nasıl etkileyeceğini bilmek size fotoğrafçılıkta kayda değer bir mesafe katettirecektir. Öncelikle renk yelpazesinden haberdar olmalısınız. Kabaca, kırmızı-sarı tonlar sıcak renklere girerken, beyaz-mavi tonları soğuk renklere girer. Mum ışığı, doğan güneş veya akkor lamba (sarı lamba) sıcak renklerken, gölgede kalmış bir alanın, ay ışığının veya kapalı havanın rengi soğuk renklerdir.

Işığın rengi fotoğrafın havasını büyük oranda etkiler. Sıcak renklerin yoğun olduğu ortamda çekilmiş bir fotoğraf daha lirik görünürken, soğuk renklerin yoğun olduğu ortamda çekilmiş bir fotoğraf daha karamsar görünebilir.

Işığın renkleri hususunda bir fotoğrafçı olarak sizi zorlayacak kısma gelecek olursak, o da ortama aynı anda hem sıcak hem de soğuk ışığın düşmesidir. Bu genelde portre fotoğrafçılığında sıkıntı yaratabilecek bir konudur. Modelin üzerine aynı anda hem sıcak (odadaki ampülün ışığı) hem de soğuk ışık (pencereden içeri giren ışık) düşüyor ve modelin ten renginin doğal görünmesini istiyorsunuz. Ama iki farklı ışık olduğundan bu zor görünüyor. Eğer çekim anında bir çözüm üretmezseniz, photoshopla düzeltirken de oldukça zorlanırsınız.

Basit bir çözümü var. Sıcak veya soğuk ışıktan birinin ortamdaki etkisini azaltın. Odadaki ışığı kapatıp, sadece pencereden gelen ışığı kullanın. Veya tam tersi. Ortamda tek renk ışığın yoğun olmasını sağlarsanız, renk sorununu çözersiniz ve daha doğal görünen bir ten rengi elde edersiniz.

Tabii bu bir kural değil. Burada anlatılanların hiçbiri kural değil. Sadece işinizi kolaylaştıracak tüyolar. Henri Matisse’nin dediği gibi “Yaratıcılık cesaret gerektirir.”. Burada veya başka yerde fotoğrafçılıkla alakalı anlatılan şeyleri birer tavsiyeden ziyade, kural olarak görürseniz içinizdeki yaratıcılığı tetiklemek için ihtiyacınız olan cesareti kendinizde bulamayabilirsiniz. Dolayısıyla, fotoğrafçılığın önce işinizi kolaylaştıracak yönlerini öğrenin, ardından öğrendiklerinizin dışına çıkarak kendi çapınızda farklı şeyler deneyin. Keyif almaya bakın vesselam 🙂

Ters ışık nedir? Ters ışık, çekim yaparken ışık kaynağının konuya arkadan vurmasına denir. Ve ters ışıkta fotoğraf çekmek nispeten zordur. Hatta geçenlerde devamlı müşterilerimizden olan Serdar Bilgili’ye verdiğimiz ve piyasaya çıktıktan sonra Türkiye’de ilk Fotografium’a gelen Sony A7R II’nin promosyonunu yapma amacıyla kendisinin ona kamerayı teslim eden çalışanımızla bir fotoğrafını paylaşmıştık. Çekilen fotoğraf ters ışıkta çekildiği için sosyal medya sayfalarımızda duyarlı takipçilerimiz “Ahaha koskoca Fotografium ters ışıkta fotoğraf çekmiş.” minvalinde epey tartışıp eleştirmişti. Fotoğrafı çeken arkadaş bizim çalışanımız olmadığı için ve çekim anlık geliştiğinden böyle bir şey ortaya çıkmıştı. Ama sosyal medyada bu durum biraz “Terzi kendi söküğünü dikemez.” olarak algılanmıştı. Takipçilerimizin eleştirilerini dikkate alarak fotoğrafı kaldırmıştık 🙂
Neyse, konumuza dönelim yine. Ters ışık aslında bilinçli olarak kullanıldığında harika bir tekniktir. Ters ışığı güzel kullanırsanız fotoğrafınıza sihirli, dramatik bir etki katar. Peki ters ışığı bilinçli bir şekilde nasıl kullanabiliriz?
Öncelikle tabii ki monuel mod kullanılacak. Kameranızın ışık ölçeri ortamda çok fazla ışık olduğundan “Şşş! N’apıyosun sen? Çok fazla ışık var. Aklını başına al!” diyerek çıkışacak ama pek kulak asmayın. Çünkü sizin istediğiniz de o ışık zaten. Şimdi sıra iyi bir ters ışık durumu seçmeye geldi. Yapay ışık kullanmıyorsanız bu tarz ters ışık fotoğrafları için en uygun ışık tabii ki magic hour (altın saat) dediğimiz zaman dilimidir. Altın saat mevzusunu daha önce blogumuzda irdelemiştik.
Eğer altın saat dediğimiz zaman diliminde değilseniz ve o saat için beklemeye de vaktiniz yoksa konunuzu bir ağaç önüne konumlandırın ve siz de ışık ağacın arkasından gelecek şekilde bir yere geçin. Böylece sert gelen ışık ağaç yaprakları sayesinde biraz daha yumuşayacak, sizin için güzel bir arka plan oluşturacak ve böylece istediğinizi elde etme fırsatı yakalayacaksınız.
Lisa Holloway‘den güzel bir örnek sunalım:
e03be633573cb34f9fb691b4b5fc7e6b
Son bir tüyo: bazen çekeceğiniz konuyu güneşi kapatacak şekilde konuklandırıp siz de konunuzun gölgesine sığınıp çekebilirsiniz. Bu şekilde kameranızın lensine vuran ışık daha az olur ve daha temiz bir görüntü elde edebilirsiniz. Bu tüyo sizi fiziki açıdan biraz zorlayabilir. Hatta kendinizi maymunluk ederken bulabilirsiniz ama çektiğiniz fotoğrafın tüm maymunluklara değdiğini göreceksiniz 🙂
Işık

Evet, lensinizin imkan verdiği en geniş (yani en küçük) diyafram değerleriyle fotoğraf çekmekten mümkün olduğunca kaçının. Mesela elinizde 50mm f/1.4 bir lens varsa, çekeceğiniz modeli 1.4 diyafram değerinde çekmeyin. “Hiçbir zaman en geniş değeri kullanmayın. Asla! Bak, ölümü gör, en geniş değerde çekme!” demiyoruz elbette ama mümkün olduğunca kaçının. “Ee ama adamlar yapmış neden çekmeyelim ki?” diyerek çoktan kontra atağa geçmiş ve pas verecek bir arkadaşınızı arıyor olabilirsiniz ama şimdi daha iyi anlaşılmak adına bu tavsiyemizi biraz açalım.

Bu tavsiyemizin ardındaki ilk ve en önemli nedenlerden birisi günümüzdeki birçok lensin en geniş diyafram değerinde pek verimli çekim yapamaması. Yani en geniş diyafram değerinde çekerek elde ettiğiniz görüntülerdeki detaylar keskin ve canlı olmayacaktır. Diyafram değerini biraz artırarak daha keskin görüntüler elde edebilirsiniz. En geniş diyafram değerinde çekip de çok kaliteli fotoğraflar elde edebileceğiniz lensler elbette var ama hem oldukça pahalı hem de sayıları çok değil.
Bundan kaçınmanın ikinci nedeni ise bu değerlerin (özellikle de f/2.0 ve altıysa) çekilecek birçok konu için genelde iyi bir seçim olmaması. Çok sığ alan derinlikleriyle ilginç fotoğraflar çekmek oldukça eğlenceli olabiliyor. Ancak fotoğraf çektikçe fotoğraflarınızla anlatmak istediğiniz hikayeler için en uygun seçimin bu olmadığını anlamaya başlıyorsunuz.

Sol göz net iken, sağ göz net değil (Portreden kırpılmış görüntü)

Örnek vermek gerekirse, modelinizin portresini 50mm f/1.4 lens ile 1.4 diyafram değerinde çektiğinizde büyük ihtimalle modelinizin her iki gözü de net olmayacaktır ve bu da fotoğrafa bakanları oldukça rahatsız edebilir. Diyelim ki, açıyı müthiş ayarladınız ve gözlerin her ikisi de net. Bu kez de burun netlik dışı kalabilir. Diyafram değerini f/2.8 gibi bir değere çıkararak yüzün önemli kısımlarını net olarak çekebilir ve yine arka planı flu gösterebilirsiniz. Böylece fotoğrafa bakanlar tuhaf bulanıklıktan rahatsız olmazlar. Ancak her zaman söylediğimiz gibi, burada anlattığımız şeyler kural değil. Eğer amacınız yüzün bir kısmını netlik dışı bırakarak fotoğrafa bakanları rahatsız etmekse tabii ki kullanın. Patron sizsiniz! Fotoğrafçılık yaratıcılığa dayanan bir sanat dalı olduğu için mutlak doğru veya yanlış yok. Ne istediğinizi gerekçelendirip bir temel üzerine oturtabildiğiniz sürece önemli olan sizin ne istediğiniz.
Işık (1)
Fotoğrafçılıkta öğreneceğiniz en basit ve en güzel konseptlerden birisidir. Ne demek istiyoruz? Fotoğrafa bakan kişiyi fotoğraftaki çizgilerle yönlendirme. Fotoğrafa bakacaklar için görsel bir yol çizme olayı. Oldukça zarif, kullanımı kolay ve kompozisyona güç katan bir teknik.
Yatay çizgiler, dik çizgiler, çapraz çizgiler, eğik çizgiler, dalgalı çizgiler vs. Hepsi de izleyicinin fotoğrafa baktığında sizin rehberliğinizde gözleriyle takip edebileceği küçük yollar oluşturmak için kullanacağımız elementler. Ve izleyici açısından gözü yormadığı için bilinçaltı düzeyinde fotoğrafın daha çok beğenilmesini sağlayan da bir faktör.
Öncelikle etrafınızdaki çizgilerin farkına varın. “Ee ne alaka? Bunun neresi tüyo? Zaten her gün bakıyoruz. Kapının pencerenin kenarları, araç yolu, tren yolu, binalar, Sabri’nin açtığı ortanın çizdiği yol… Bunlar hep bildiğimiz şeyler ki?” diyebilirsiniz. Ama önemli olan bu çizgileri bir fotoğrafçı gözüyle görüp çekeceğiniz fotoğrafların kompozisyonunda kullanmak. Bunun en kolay yollarından bir tanesi de konuyu çizgilerin sonlandığı yere konumlandırmak. Böylece gözleriyle çizgileri kolaylıkla takip eden izleyici çizgilerin sonunda kompozisyonun esas kahramanı olan konunuzla karşılaşacak ve bu durum konunuzu daha fazla vurgulayacak.
İki estetik örnek sunalım:
Akihiro Shibata

Akihiro Shibata

Turjoy Chowdhury

Continue Reading

Fotografium'un dijital içeriklerinden sorumlu Pokemon. Front-end öğrenmeye başlamış tasarımcı. Amatörü eğlendirecek kadar gitar çalıp şarkı söyleyen lezzetsiz çipetpet. Beşiktaşlı. Marmara Üniversitesi İngilizce Tercümanlık mezunu.

1 Comment

Kimler Neler Demiş?

Bildir
avatar
Fotoğraf Dosyaları
 
 
 
 
 
Video ve Ses Dosyaları
 
 
 
 
 
Sıralama:   En Yeni Yorumlar | En Eski Yorumlar
Bekir Erdoğan
Misafir
Bekir Erdoğan

Merhaba,
Bu tarz kısa bilgilendirici makalelerin faydasını çok gördüm. Ellerine emeğine sağlık admin.
ingilizce bilenler için benim de güzel bir tavsiyem olacak heran her yerde telefondan ya da tabletten internete ihtiyaç duymadan okuyup öğrenebileceğiniz güzel pratik bir kitap:

wpDiscuz

More in Fotografium'dan

To Top