Fotoğraf mı? Aman Yok Ben Almayayım!

0 Shares

Bugünkü konuk yazarımız Pınar. Blog için yazı yazmak istediğini belirtti ve yazısını göndermesini istedik. Onun ağzından güzel bir köşe yazısı
okuyacaksınız…

Bugün yine Fotografium ?da gezdikten çok kısa bir süre sonra  ?Kızım şimdi ayvayı yediğinin resmidir. Blog için kolları sıvadın ama ne yazabilirsin ki sen… Hayır bir de mutfakla ilgili olsa tamam ama fotoğraf bloğu bu sen ne anlarsın ki… Teknik meknik pek anlamazsın sonuçta deli misin neye soyunduğunun farkında mısın sen? Aman canım varıp da ürün inceleme yapacak değilim herhalde, en başından başlarım nerde nasıl başladı bu hikaye..? diye düşünüp çenemi sıvazlarken buldum kendimi.

Aslına bakarsanız yazmakta sorun yoktu.  Sık sık kendimi kaptırıp deli gibi yazdığım zamanlar da var ama ?Aman canııım nasıl olsa kimse okumayacak? düşüncesi ile rahat rahat yazmakla bu bir değildi?

Nerden başlasam diye düşündüğümde aklıma hiçbir şey gelmemesini geçtim, heyecandan içim şampanya gibi olmuştu ve ben o köpükçükleri bastırmaya çalışırken ?Anlat dedim Pınar… Fotoğrafı ne kadar sevdiğini değil ne kadar sevmediğini anlat… Burdan başla? Aslında fena fikir değildi.

Benim çocukluğuma dair pek fotoğrafım yoktur. Makinamız olmadığı için değil ben fotoğrafımın çekilmesinden hiç hoşlanmadığım için. Bir kere çirkinler çirkini bir çocuktum ve gözlüklüydüm. İlkokulda sınıfın en güzel ve gözde kızı sarışındı oysa ben kömürcüden evlat edinilmiş gibiydim. Üstelik annemin bana İstanbul soğuğuyla baş etmek için zorla giydirdiği kırmızı kilotlu çoraplarımı saymıyorum bile. Bir de kahküllerim vardı benim. Yani anlayacağınız Çirkin Betty?nin 6-7 yaş versiyonuydum. Şimdi sorarım size siz öyle bir çocuk olsaydınız fotoğrafınızın çekilmesinden haz alır mıydınız? 3-4 fotoğrafım var o yaşlara ait ve her birinde asık suratlıyım. Ben makinanın önünde değil arkasında olmalıydım. 8 yaşımdaydım sanırım, bir dönem çok istedim fotoğraf makinamın olmasını ama o yaşta çocuğun kendine makine aldırması ne mümkündü.

90’ların başında bir deterjan markası bilmem kaç kiloluk kolilerden alana minnacık bir makine veriyordu. Tamam artık makinam vardı. Önüme ne gelirse çekiyordum. Ailemi, kendimi, eşyaları, arabaları.. Ama nerden bilirdim onun içine film takılması gerektiğini. Günler sonra ?Ben çektiğim fotoğraflara bakmak istiyorum? dediğimde bunun hiç mümkün olmadığını öğrendiğimde artık fotoğraf makinasının önünde olmaktan farkı kalmamıştı arkasında olmanın. Fotoğraf çok kötü birşeydi. Düpedüz kandırılmıştım.

Aradan 5-6 sene geçti, artık Antalya?da yaşıyorduk. Annem sanırım şehir değiştirmenin üzerimdeki olumsuz etkisini hafifletmek amacıyla olsa gerek beni hep fotoğraf klüplerine yollamak istedi. Tabii ki gitmeyecektim. Niye gitseydim ki? Fotoğraf beni kandırmıştı. Ben artık onu sevmiyordum. Annem ressam benim. Ben çöp adam dahi çizemem. Ne yaniydi.. Annem görsel birşeylerle ilgileniyor diye ben de mi ilgilenecektim. Daha eğlenceli şeyler vardı hayatta mesela top oynamak çok daha eğlenceliydi fotoğraftan,  ne anlardı ki annem.. Çocuk kafası işte..

Aradan yine bir süre geçti. Ortaokul son sınıftaydım. Okul gezisi yapılacaktı. İzmir,Denizli,Muğla gezilecekti. Annem tutturdu ?Madem klübe gitmiyorsun en azından bari sana makine alalım gezide bol bol fotoğraf çek diye.? Anlaştık.. artık 36lık bi Kodak?ım vardı. 3 günlük gezide 36 tane fotoğraf çekmiştim. Arkadaşlarıma makinayı verip ?Bizi çeker misin?? li fotoğraflarımın hepsinde bir parmak vardı ya da kafalarımız fotoğrafta yoktu. Hayır neden beceremiyorlardı ki.. 13-14 yaşına gelmişsin 3-5 insanı aynı dikdörtgenin içine sığdıramıyordun ama Anadolu Lisesi sınavlarına hazırlanıyordun. Çok sinir olmuştum o arkadaşlarıma ve çekemedikleri fotoğraflara.  Ama başka bir acı gerçek daha vardı. Fotoğraflarda maymundan 5 dakika önce doğmuş olmalıydım. Tek kaşlıydım, uzundum, zayıftım ve  esmerdim. (Merak edenler için eklemeden geçemeyeceğim, artık iki tane kaşım var 🙂 Aman tanrım bütün arkadaşlarımı Barbie bebek gibi çeken makinalar neden bana böyle işkence yapıyorlardı ki.. Hayır!! Fotoğraf benim için bitmişti. Vesikalık dahi çektirmezdim bundan sonra. Gerçi mecburen çektirdiğim vesikalıklarımda da Serdar Ortaç?ın ilk çıktığı yıllardaki gibiyim. Çekik gözlü, uzun siyah saçlı.. Böyle bir mutsuzluk yoktu.

Üniversiteye Muğla?ya gittim. Ev arkadaşım Özge vesikalık çektireceğini ve eşlik etmemi istediğini söylemişti. Elbette giderdim ev arkadaşımdı o benim. Fotoğrafçının kapısından girdikten 20 dakika sonra Özge?nin yeni vesikalık fotoğrafları ve benim de anneme sormadan kredi kartını kullanarak 3 katı fiyata kazıklanarak aldığım yeni bir fotoğraf makinam vardı. Ne ara almaya karar vermiştim o makinayı.. Hem ben ne anlardım ki fotoğraftan. Bir kere sevmezdim de yani..  Ama o ufacık tefecik Olympus ile 4 senem geçti ve adım neredeyse ?Kameraman Cevat Kelle? ye çıkacaktı. Okula giderken yanımdaydı, evde başucumdaydı, arkadaşlarımlayken benimleydi. Binlerce fotoğraf çektim. Benimle gezmediği şehir kalmadı. Her anıma şahitti. Canımdı o benim. Arada cızırdardı bazen açılmazdı ama olsundu o benim biricik makinamdı.. O kadar seviyorduk ki birbirimizi daha doğrusu o kadar seviyordum ki onu, ona tripod bile almıştım. Çok iyi anlaşıyorduk. Artık yeni bir oyuncağım vardı..

Ama..

Ama teknoloji ile baş edilemiyordu. Ben de artık doymuyordum o fotoğraflarla. Renkli renkli kötü noktalar vardı fotoğrafları yakınlaştırdığımda ve bu çok kötüydü. Yeteri kadar uzağı ya da yakını çekemiyordum onunla. Bir de gece flaşsız çekemiyordum fotoğraflarımı, flaşlı fotoğraflarda da Hugo?ya benziyordum.  Bana daha alengirli bir şey lazımdı.

2010?un Ağustos ayıydı. Sonundaki ?N? yi atıp Cano adını verdiğim bir makinam vardı artık. Annem benden daha mutluydu. Ne de olsa kızı ucundan kenarından da olsa bulaştığı fotoğrafı sevmeye başlamış ve ?daha büyük? bir makine istiyordu.

Her şey harika gidiyordu. Taaaaa kiii.. bir gün sabahlayıp ?güneşin doğuşunu çekeceğim ben? dediğim o güne kadar. İlk fotoğrafımı çekmek için ertesi gün sabaha kadar uyumadım ve sözde güneşin doğuşunu çekmek için motorla yollara düştüm.. Sonra ne mi oldu?  O da bir sonraki yazıya artık. Buraya kadar üşenmeyip okuduysanız çok teşekkür ederim. Güzel şipşaklı günler  :*

Pınar Turgut

Subscribe
Bildir
guest

26 Comments
En Yeni Yorumlar
En Eski Yorumlar
Inline Feedbacks
View all comments
26
0
Would love your thoughts, please comment.x